Güncel Makale Özetleri

Semen Analizi: Üreme Sağlığının Ötesinde, Erkek Yaşam Süresinin ‘Gizli’ Biyobelirteci

Semen Analizi: Üreme Sağlığının Ötesinde, Erkek Yaşam Süresinin ‘Gizli’ Biyobelirteci Giriş ve Yeni Paradigma İnfertilite, küresel çiftlerin %8–12’sini etkileyen ve erkek faktörünün yaklaşık %50 oranında rol oynadığı önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ancak son dönemdeki bilimsel bulgular, erkek infertilitesinin yalnızca üreme yeteneğiyle sınırlı olmadığını, sistemik sağlık ve yaşam süresi için güçlü bir biyobelirteç olabileceği yönünde yeni bir paradigma sunmaktadır. Yakın tarihli meta-analizler, semen parametreleri bozuk olan erkeklerin, fertil erkeklere kıyasla tüm nedenlere bağlı mortalite riskinde %26’ya varan artış taşıdığını, ağır oligozoospermi veya azoospermi durumlarında ise bu riskin %67’ye kadar yükselebildiğini göstermiştir (Del Giudice ve ark., 2021). Bu bulgular, semen kalitesinin kötü olmasının iskemik kalp hastalığı, kanser, diyabet ve serebrovasküler hastalıklar gibi çok sayıda kronik hastalık riskiyle ilişkili olduğunu öne süren önceki çalışmalarla tutarlıdır. Bu bağlamda, Danimarka ulusal kayıt sistemi verilerine dayanan ve 50 yıla kadar takip içeren büyük ölçekli bir kohort çalışması (Priskorn ve ark., 2025), semen kalitesi ile yaşam süresi arasında doz–yanıt ilişkisi olduğunu saptamıştır. Çalışma, en iyi semen kalitesine sahip erkeklerin, en kötü parametrelere sahip olanlara göre ortalama 2,7 yıl daha uzun yaşadığını göstermiştir. Bu veri, erkek fertilitesinin önleyici tıpta potansiyel bir öngörü aracı olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Metodolojik Güvenilirlik ve Klinik Çıkarımlar Tek Bir Semen Analizinin Değeri Priskorn ve ark. ’nın çalışmasının gücü, 1965–2015 yılları arasında aynı laboratuvarda, standart protokollerle yapılan analizlerin ulusal hasta kayıtlarıyla eşleştirilmesinden gelmektedir. Her ne kadar semen parametreleri birey içinde dalgalanabilse de, çalışmanın 78.284 erkeği kapsayan geniş örneklemi ve ortanca 23 yıllık uzun takip süresi, sonuçların sağlamlığını artırmaktadır. Eğitim durumu ve semen analizi öncesi sağlık tanıları için düzeltme yapıldığında dahi sağkalım farklarının korunması, semen kalitesinin bağımsız bir prediktör olduğunu desteklemektedir. Biyolojik Bağlantı Mekanizmaları: Üç Temel Yol Semen kalitesi ile genel sağlık arasındaki ilişkiyi açıklayan üç ana biyolojik mekanizma öne sürülmektedir: 1.⁠ ⁠ Genetik Mekanizmalar: Germ hattındaki genetik hassasiyetler (özellikle X-bağlı genler) ve yaşla ilişkili Y kromozomu kaybı (LOY), hem sperm üretimi hem de kanser/kardiyovasküler hastalıklar gibi sistemik yaşlanma süreçleriyle ilişkilidir. 2.⁠ ⁠ İmmün Disregülasyon: Sperm antijenlerine karşı gelişen otoimmün yanıtlar (immün infertilite) ile sistemik kronik inflamasyon ve metabolik hastalıklar arasındaki ortak immün bozukluklar, yaşam süresini kısaltabilir. 3.⁠ ⁠ Oksidatif Stres (OS): Çevresel faktörlerin (obezite, sigara, kirlilik) neden olduğu OS, sperm DNA hasarına yol açarak üreme sağlığını bozar ve aynı zamanda sistemik yaşlanmanın da temel itici güçlerinden biridir. Bu mekanizmalar, semen kalitesinin sistemik yaşlanmanın ve sağlık durumunun bir yansıması olabileceğini düşündürmektedir. Klinik Uygulama ve Halk Sağlığı Perspektifleri Erken Uyarı Sinyali Olarak Semen AnaliziESHRE Journal Club katılımcılarının büyük çoğunluğu (%63), anormal semen parametrelerinin sistemik hastalıklar için erken bir uyarı olabileceği görüşüne katılmıştır. Klinik Yönlendirme Önerisi: Özellikle total sperm sayısı 5 milyonun altında olan veya açıklanamayan azoospermiye sahip erkeklerin, testis, prostat ve diğer kanser tipleri gibi kronik hastalıklar açısından artmış risk taşıdığı bilinmektedir. Bu hastaların ileri ürolojik ve sistemik değerlendirmeye yönlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Erkek infertilitesi, genel sağlık riskinin bir göstergesi olarak ele alınmalıdır. Halk Sağlığı Biyobelirteci Olarak Rolü Son kırk yılda sperm sayılarındaki %40’lık küresel düşüş, hem üreme hem de halk sağlığı açısından alarm vericidir. Semen kalitesi; hormonal denge, metabolik durum, inflamasyon ve çevresel maruziyetler gibi sistemik faktörlerden etkilenmektedir. Katılımcıların %54’ü, semen kalitesinin rutin erkek sağlığı kontrollerine dahil edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Kötü semen parametreleri, özellikle genç erkeklerde henüz ortaya çıkmamış kronik hastalıklar için bir erken uyarı mekanizması (“kömür madenindeki kanarya”) olarak işlev görebilir. Bu vizyonun hayata geçirilmesi için gerekenler şunlardır: • ⁠ ⁠ Standardizasyon: WHO kılavuzlarına dayalı standart protokollerin yaygınlaştırılması. • ⁠ ⁠ Akreditasyon ve Eğitim: Androloji laboratuvarlarının akreditasyonu ve personel eğitimi. • ⁠ ⁠ Kayıt Sistemleri: Ulusal/bölgesel kayıt sistemlerinin kurulması ve veri entegrasyonu. • ⁠ ⁠ Farkındalık: Hekim ve toplum düzeyinde farkındalık artırımı. Sonuç Priskorn ve ark. (2025) çalışması, semen kalitesi ile erkek yaşam süresi ve genel sağlık arasında güçlü ve doz–yanıt ilişkili bir bağ olduğunu kanıtlamaktadır. Erkek inferilitesi, izole bir üreme sorunu değil, sistemik yaşlanma ve kronik hastalık riskinin bir biyobelirteci olarak görülmelidir. Klinik ve halk sağlığı açısından temel zorluk, bu biyobelirtecin standartlaştırılması ve proaktif sağlık değerlendirmelerine entegre edilmesidir. Nedensel biyolojik bağlantıların netleştirilmesi, hem fertiliteyi hem de genel yaşam süresini iyileştirecek yeni tıbbi müdahalelerin geliştirilmesinin yolunu açacaktır. Kaynakça Ammar OF, Liperis G, Ali ZE, et al. Semen analysis as a biomarker of male aging: biological mechanisms, clinical implications, and public health perspectives. Human Reproduction. 2025;40(3):1–5. doi:10.1093/humrep/deaf232 Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim

Semen Analizi: Üreme Sağlığının Ötesinde, Erkek Yaşam Süresinin ‘Gizli’ Biyobelirteci Read More »

Cinsel Sağlık ve Well-being: Yaşamın Her Evresinde Önemli Bir Boyut

Cinsel Sağlık ve Well-being: Yaşamın Her Evresinde Önemli Bir Boyut Cinsel sağlık ve iyi oluş (well-being), bireyin yalnızca fiziksel olarak değil, aynı zamanda duygusal, zihinsel ve sosyal açıdan da cinsel yaşamından doyum almasını ifade eden, genel well-being’in temel bir parçasıdır. Tatmin edici bir cinsel yaşam; özgüven, ruh sağlığı ve romantik ilişkilerin kalitesi üzerinde doğrudan olumlu etkilere sahiptir. Ancak, sağlıklı yaşlanmanın bu kritik bileşeni olan cinsellik, özellikle geç-orta yaş dönemi (50-64 yaş) için hâlâ yeterince incelenmemiştir. Bu dönem, hormonal değişimler, artan kronik hastalıklar ve sosyal rollerdeki dönüşümler gibi cinsel deneyimi etkileyebilecek pek çok faktörün bir araya geldiği bir yaşam evresidir. Polonya’da yapılan “Yaşlanmak İçin Çok Genciz”: Geç-Orta Yaşta Cinsel Değişimlere, Sıkıntıya ve Yardım Arama Davranışlarına Dair Sesler’’ adlı niteliksel bir araştırma, 50-64 yaş arasındaki bireylerin bu konudaki algılarını, yaşadıkları değişimleri ve baş etme yollarını derinlemesine inceleyerek literatürdeki bu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Çalışmanın Temel Bulguları ve Katılımcıların Sesleri Araştırmaya 25’i kadın, 15’i erkek olmak üzere toplam 40 kişi katılmış ve yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle onların deneyimleri mercek altına alınmıştır. 1. Yaşlanma Algısı: “Biz Hâlâ Genciz” Tutumu Çalışmanın en çarpıcı sonucu, katılımcıların kendilerini “yaşlı” veya “yaşlanan” kategorisine koymayı büyük ölçüde reddetmesidir. Çoğu birey, kendilerini “hâlâ genç,” “aktif” ve “hayatın içinde” olarak tanımlamış, bu da çalışmanın başlığı olan “Yaşlanmak İçin Çok Genciz” söyleminin bu yaş grubunun öz algısını ne kadar güçlü yansıttığını göstermiştir. • Cinsel Değişimlere Bakış Açısı: Libido azalması, vajinal kuruluk veya ereksiyon zorlukları gibi fizyolojik değişimler, katılımcıların büyük bir kısmı tarafından ciddi bir sorun veya yoğun bir sıkıntı kaynağı olarak değil, yaşlanmanın doğal bir sonucu yerine yaşamın olağan akışı içinde uyum sağlanması gereken küçük farklılıklar olarak algılanmıştır. 2. Baş Etme Stratejileri: Yaratıcı ve İlişkisel Yaklaşımlar Katılımcılar cinsel yaşamlarındaki değişimlerle başa çıkmak için çoğunlukla profesyonel yardım almak yerine kendi kaynaklarına ve ilişkilerine odaklanmışlardır: • Esneklik ve Uyum: Cinsel yakınlığın biçimini değiştirme, penetrasyon dışı aktivitelerin önemini artırma, mizah kullanma ve partnerle karşılıklı anlayışı güçlendirme gibi yaratıcı ve incelikli ilişki stratejileri ön plana çıkmıştır. • Psikososyal Faktörlerin Rolü: Stres, yorgunluk, genel ilişki doyumu ve duygusal yakınlık gibi psikososyal faktörlerin cinsel deneyim üzerindeki belirleyici rolü sıklıkla vurgulanmıştır. 3. Yardım Arama Davranışı: Son Çare Olarak Tıbbi Destek Sağlık profesyonellerine başvurma davranışı oldukça sınırlı kalmıştır. Yardım arama çoğunlukla şu durumlarla kısıtlıdır: • Cinsel değişimlerin ciddi bir sıkıntıya yol açması. • Benlik algısını olumsuz etkilemesi. • Cinsel yaşamı belirgin şekilde sekteye uğratması. Başka bir deyişle, tıbbi yardım bu grup için genellikle “son çare” olarak görülmüştür. Klinik ve Toplumsal Çıkarımlar Bu çalışma, geç-orta yaş bireylerin cinsel deneyimlerinin sadece bir tıbbi problem çerçevesinde ele alınmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. • Patolojikleştirmeden Kaçınma: Araştırmacılar, sağlık hizmeti sunucularının yaşa bağlı cinsel değişimleri otomatik olarak aşırı tıbbileştirmekten ve patolojikleştirmekten kaçınması gerektiğini vurgulamaktadır. • Destekleyici Yaklaşım Önerisi: Cinsel sağlık ve well-being’in, rutin sağlık kontrollerinin doğal bir parçası olarak, yargılayıcı olmayan ve destekleyici bir dille ele alınması önerilmektedir. Bu yaklaşım, bireylerin ihtiyaç duyduklarında açıkça konuşabilmeleri için güvenli bir zemin hazırlayacaktır. Sonuç olarak, geç-orta yaş dönemi bireylerin çoğu için cinsellik hâlâ anlamlı, esnek ve uyarlanabilir bir yaşam alanı olmaya devam etmektedir. Bu gerçekliğin klinik uygulamalara yansıtılması, sağlıklı yaşlanma ve iyi yaşam (well-being) anlayışının önemli bir parçası olarak görülmelidir. Kaynakça Gore-Gorszewska, G., Ševčíková, A., & Hinchliff, S. (2025). “We Are Too Young to Worry”: Late-Midlife Adults’ Voices on Sexual Changes, Distress, and Help-Seeking Behaviors. Qualitative Health Research, 6 Kasım 2025 (baskı öncesi çevrimiçi yayın). PubMed ID: 41196688. https://www.urotoday.com/recent-abstracts/men-s-health/androgen-deficiency/164786-we-are-too-young-to-worry-late-midlife-adults-voices-on-sexual-changes-distress-and-help-seeking-behaviors.html Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim

Cinsel Sağlık ve Well-being: Yaşamın Her Evresinde Önemli Bir Boyut Read More »

Peyronie Hastalığında Plak Dışı Dokularda Epigenetik Farklılıklar: Sistemik Bir Patogeneze Dair Kanıtlar

Peyronie Hastalığında Plak Dışı Dokularda Epigenetik Farklılıklar: Sistemik Bir Patogeneze Dair Kanıtlar Epigenetik Nedir? Basitçe ifade etmek gerekirse, epigenetik, DNA dizilimi değişmeden genlerin açılıp kapanmasını düzenleyen mekanizmalardır. Genetik, “tarif” kitabımız ise, epigenetik o tarife ne zaman ve nasıl uyulacağını belirleyen “yönetmen” gibidir. DNA metilasyonu, bu mekanizmalardan biridir ve genin susturulmasında (ifade edilmemesinde) önemli rol oynar. Bu mekanizmalar, çevresel faktörler, yaş veya hastalıklarla değişebilir. Peyronie Hastalığına Yeni Bakış Peyronie hastalığı (PH), peniste sert plaklar oluşumuyla karakterize, peniste eğrilik, ağrı ve sertleşme sorunlarına yol açan bir hastalıktır. Geleneksel olarak PH, penisin dış tabakası olan tunika albugineadaki lokal bir fibröz doku birikimi olarak görülüyordu. Ancak, PH’nin kalıtsal yatkınlık zemininde geliştiği şüphesi, hastalığın kökenlerinin yalnızca lokal mi yoksa daha geniş, sistemik bir sürecin parçası mı olduğu sorusunu gündeme getirmiştir. Son yıllarda, fibrotik hastalıkların gelişiminde epigenetik mekanizmaların rolü büyük ilgi çekmektedir. Güncel bir pilot çalışma, PH’nin sadece plak dokusunu değil, plak içermeyen, sağlıklı görünen diğer dokuları da epigenetik düzeyde etkileyip etkilemediğini araştırmayı hedefledi. Çalışmanın Amacı Bu araştırmanın temel amacı, Peyronie hastalığı olan ve olmayan erkeklerde, penisin plak dışı tunika albuginea dokularındaki DNA metilasyon (epigenetik) farklılıklarını karşılaştırarak, hastalığın sistemik bir temele sahip olup olmadığını incelemektir. Yöntem • Örnekler: Çalışmada, penis protezi implantasyonu sırasında hastalardan elde edilen tunika albuginea doku örnekleri kullanıldı. • Gruplar: 1. Kontrol Grubu: Yalnızca erektil disfonksiyonu (ED) olan erkekler. 2. PH Grubu: Hem erektil disfonksiyonu hem de Peyronie hastalığı olan erkekler. • Analiz: Lokal plak etkisini dışlamak amacıyla özellikle plak içermeyen bölgelerden alınan doku örneklerinde, yüksek çözünürlüklü Illumina çipleri kullanılarak DNA metilasyon paternleri karşılaştırıldı. Çarpıcı Bulgular Analizler sonucunda, Peyronie hastalığı olan ve olmayan gruplar arasında anlamlı farklılık gösteren 36 farklı metillenmiş bölge (DMR) tespit edildi. Bu bölgeler, toplamda 60 gen ile ilişkilendirildi. Bu DMR’lerin biyoinformatik analizleri, elde edilen bu epigenetik farklılıkların erken insan gelişim biyolojisi ile ilişkili beş temel biyolojik süreçle bağlantılı olduğunu gösterdi. Bu süreçler; embriyo gelişimi, somitogenez (vücut segmentlerinin oluşumu) ve patern belirleme gibi erken gelişim basamaklarını içeriyordu. Tartışma ve Önem Plak dışı dokularda saptanan bu epigenetik farklılıklar, Peyronie hastalığının yalnızca penisin lokal bir bölgesinde sonradan ortaya çıkan bir bozukluktan ibaret olmayabileceğini, aksine genetik yatkınlık ve epigenetik düzenleyiciler aracılığıyla sistemik bir kökene sahip olabileceğini düşündürmektedir. Özetle: Hastalık, genetik temelinin yanı sıra, erken gelişim dönemlerine ait epigenetik izler taşıyor olabilir. Sonuç ve Gelecek Vizyonu Peyronie hastalığı olan erkeklerde plak dışı tunika albuginea dokularında saptanan epigenetik imzalar, hastalığın sistemik özellikler taşıdığına dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Bu bulgular, PH’nin patogenezine dair bakış açımızı değiştirebilir ve gelecekte hastalığı erken teşhis etmeye veya hedefli tedaviler geliştirmeye yönelik yeni yollar açabilir. Nedensellik ilişkisini kesinleştirmek için daha büyük örneklemlerle ileriye dönük (prospektif) çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Kaynakça Schardein J, Moore J, Olson B, Kaufmann S, Jimbo M, Gross K, Parks S, Jenkins T, Pastuszak AW, Hotaling JM, Christensen MB. Epigenetic differences in non-plaque tissues of men with Peyronie’s disease. The Journal of Sexual Medicine. 2025 Sep 16. Epub ahead of print. PubMed ID: 40971925. https://www.urotoday.com/recent-abstracts/men-s-health/peyronie-s-disease/163307-epigenetic-differences-in-non-plaque-tissues-of-men-with-peyronies-disease.html Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Güncel Makale Özetleri Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim

Peyronie Hastalığında Plak Dışı Dokularda Epigenetik Farklılıklar: Sistemik Bir Patogeneze Dair Kanıtlar Read More »

Kalp Krizi Sonrası Cinsel Sağlık

Kalp Krizi Sonrası Cinsel Sağlık Yakın zamanda yayımlanan bir bilimsel analiz, ilk kez miyokard enfarktüsü (MI, kalp krizi) geçiren erkek hastalarda, daha önce mevcut olmayan yeni gelişen (de novo) erektil disfonksiyon (ED) görülme sıklığının beklenenden çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu çalışma, ED’nin artık sadece bir cinsel sağlık sorunu değil, aynı zamanda ilerleyen damar hastalığının önemli bir erken göstergesi olduğu hipotezine odaklanmıştır. Analizin Ana Bulguları PubMed ve Web of Science üzerinden yapılan detaylı literatür taraması sonucunda, toplam 428 hastayı içeren beş çalışma analize dahil edilmiştir. Analizden elde edilen temel sonuçlar şunlardır: 1. Görülme Sıklığı: İlk kalp krizi geçiren erkeklerde yeni başlayan ED’nin havuzlanmış görülme sıklığı %64,4 olarak hesaplandı. 2. Erken Başlangıç: Yeni ED vakalarının büyük bir çoğunluğunun kalp krizini takiben ilk 6 ay içinde ortaya çıktığı belirlendi. 3. Risk Faktörleri: ED’nin şiddeti, ileri yaş ve eşlik eden diğer hastalıkların (komorbidite) yükü ile doğru orantılıdır. 4. Yaşam Kalitesi Etkisi: Hastaların cinsel aktiviteye dönüş süreleri uzamış ve cinsel ilişki sıklıkları, kriz öncesi döneme göre belirgin bir düşüş göstermiştir. Klinik Çıkarımlar ve Öneriler Analizin yazarları, bu bulgular ışığında, kalp krizi sonrası bakımın değiştirilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır: • Sistematik Sorgulama: MI sonrası takip süreçlerinde cinsel fonksiyonun rutin olarak sorgulanması ve klinik olarak ED şüphesi bulunan hastalarda tarama yapılması kritik öneme sahiptir. • Rehabilitasyon Programlarına Entegrasyon: Yapılandırılmış cinsel danışmanlığın, kalp rehabilitasyon programlarının ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi önerilmektedir. • Erken Müdahale: Uygun hastalarda zamanında farmakolojik veya diğer tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi, hem yaşam kalitesini iyileştirecek hem de potansiyel olarak devam eden kardiyovasküler riskin bir işaretini yakalamaya yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, bu analiz, yeni başlayan ED’nin ilk kalp krizi sonrası dönemde yaygın bir sorun olduğunu kanıtlamış ve hekimlere cinsel sağlığı kalp sağlığıyla bütünleştirmeleri yönünde güçlü bir çağrıda bulunmuştur. Kaynaklar Carlson Sama, Ajibade A, Al-Saed M, Okorigba E, Kara Balla A, Qureshi H, Warrier P, Bhandari B, Chobufo MD, Thyagaturu H. De novo erectile dysfunction after first myocardial infarction: systematic review and meta-analysis. The Journal of Sexual Medicine. 2025 Nov 30; Epub ahead of print. https://www.urotoday.com/recent-abstracts/men-s-health/erectile-dysfunction/165128-de-novo-erectile-dysfunction-after-first-myocardial-infarction-systematic-review-and-meta-analysis.html Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim

Kalp Krizi Sonrası Cinsel Sağlık Read More »

Azoospermide İlk Klinik Gebelik 

Yapay Zekâ ve Mikroakışkan Teknolojinin Erkek İnfertilitesinde Bir Dönüm Noktası: Azoospermide İlk Klinik Gebelik Giriş Erkek faktörü infertilite, tüm infertilite olgularının yaklaşık %40’ından sorumludur. Azoospermi ve kriptozoospermi gibi ejakülatta sperm bulunmaması ya da son derece nadir görülmesiyle karakterize durumlar ise bu grubun yaklaşık %10–15’ini oluşturur. Bu tanılarla karşılaşan çiftler için süreç çoğu zaman yıllar süren başarısız tedaviler, tekrarlayan invaziv girişimler ve ciddi psikolojik yük anlamına gelmektedir. Güncel klinik uygulamalarda testiküler sperm ekstraksiyonu (TESE/mikro-TESE) ya da deneyimli embriyologlar tarafından yapılan uzun süreli manuel sperm aramaları ve ardından intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) temel seçeneklerdir. Ancak bu yaklaşımlar invaziv, zaman alıcı ve sıklıkla başarısız olabilmektedir. Pek çok çift sonunda donör sperm ya da evlat edinme seçeneklerine yönlendirilmektedir. Bu klinik ihtiyaca yanıt olarak geliştirilen Sperm Tracking and Recovery (STAR) sistemi, yapay zekâ destekli, mikroakışkan tabanlı ve tamamen otomatik bir platformdur. Bu sistem, daha önce azoospermik olarak sınıflandırılmış semen örneklerinde bulunan son derece nadir spermleri gerçek zamanlı olarak saptayıp izole edebilme kapasitesine sahiptir. Bu çalışmada, STAR sistemi kullanılarak elde edilen sperm ile sağlanan ilk klinik gebelik rapor edilmekte ve bu gelişme, ağır erkek faktörü infertilitesinde yapay zekâ destekli sperm geri kazanımı açısından önemli bir kilometre taşı olarak sunulmaktadır. STAR Sisteminin Teknolojik Altyapısı STAR sistemi üç temel bileşenden oluşmaktadır: yüksek hızlı bir görüntüleme sistemi, özel olarak tasarlanmış tek kullanımlık bir mikroakışkan çip (Fusion DTx) ve derin öğrenme tabanlı bir nesne tanıma modeli. Sistem, saatte yaklaşık 400 µL semen örneğini analiz edebilmekte ve bu süreçte saatte yaklaşık 1,1 milyon görüntü kaydedilip işlenmektedir. Bu olağanüstü hız, grafik işlemci (GPU) ile hızlandırılmış ve ultra yüksek hızlı görüntü analizine optimize edilmiş özel bir yapay zekâ altyapısı sayesinde mümkün olmaktadır. Sistemin doğruluğunu test etmek amacıyla, azoospermik semen örneklerine bilinen sayılarda sperm eklenmiş ve STAR’ın bu spermleri tespit etme performansı değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sisteme eklenen sperm sayısı ile tespit edilen sperm sayısı arasında son derece güçlü bir doğrusal ilişki olduğunu göstermiştir (R²=0,99). Mikrokanaldan akan örnekten saniyede 300 kare hızla faz-kontrast görüntüler alınmakta, her bir kare gerçek zamanlı olarak analiz edilmektedir. “You Only Look Once (YOLO)” mimarisi temel alınarak geliştirilen yapay zekâ modeli, her karede olası sperm adaylarını yüksek hassasiyetle tanımlamaktadır. Yanlış pozitifleri azaltmak amacıyla geliştirilen zamansal tutarlılık filtresi sayesinde, bir yapının sperm olarak kabul edilebilmesi için ardışık yaklaşık on kareden en az üçünde sperm olarak tanımlanması gerekmektedir. Sperm tanımlandıktan sonra mikroakışkan kapı mekanizması devreye girmekte ve sperm yaklaşık 300 nL’lik izole bir hacim içerisine yönlendirilmektedir. İşlem sonunda elde edilen spermler embriyoloji laboratuvarına aktarılmakta ve ICSI için kullanılmaktadır. Tüm akışkan bileşenlerin tek kullanımlık olması, steriliteyi garanti altına almakta ve çapraz kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. İlk Klinik Uygulama ve Gebelik Bu çalışmada bildirilen klinik vaka, 19 yıllık infertilite öyküsü olan bir çifti kapsamaktadır. Erkek partnerde yapılan değerlendirmelerde normal karyotip, Y kromozomu mikrodelesyonu olmaması, normal testosteron ve FSH düzeyleri saptanmış; ancak skrotal ultrasonografide bilateral testiküler atrofi ve mikrolitiazis izlenmiştir. Daha önce defalarca manuel sperm araması ve iki kez testiküler sperm ekstraksiyonu uygulanmış, yalnızca nadir sayıda sperm elde edilebilmiştir. Kadın partnerde ise ciddi azalmış over rezervi mevcuttu (AMH: 0,17 ng/mL). On bir yıl boyunca dört farklı merkezde toplam 19 oosit toplama işlemi uygulanmış, sperm yetersizliği nedeniyle bazı sikluslarda oosit dondurma yoluna gidilmiştir. Daha önce yapılan ICSI denemelerinde fertilizasyon son derece sınırlı kalmış ve gebelik elde edilememiştir. Bu vakada, 3,5 mL ejakülat örneği yıkandıktan sonra STAR sistemi ile işlenmiştir. Manuel mikroskobik incelemede hiç sperm görülmezken, STAR sistemi yaklaşık iki saat içinde 2,5 milyon görüntüyü analiz etmiş ve yedi sperm tespit etmiştir (ikisi motil, beşi non-motil). Motil spermler iki olgun oosite enjekte edilmiş ve her ikisi de bölünme aşamasına ulaşan embriyolar haline gelmiştir. Üçüncü günde yapılan embriyo transferi sonrası, hastanın yaşamındaki ilk pozitif gebelik testi elde edilmiş ve süreç klinik gebelik ile sonuçlanmıştır. Sekizinci haftada yapılan ultrasonografide normal fetal gelişim ve kalp atımı izlenmiştir. Sonuç ve Klinik Önemi Ağır erkek faktörü infertilitesinde kullanılan mevcut sperm elde etme yöntemleri çoğu zaman invaziv, operatöre bağımlı ve başarısızlığa açıktır. Yapay zekâ ile mikroakışkan teknolojinin entegrasyonu, bu alanda non-invaziv ve yüksek hassasiyetli yeni bir yaklaşım sunmaktadır. Bu tek olguluk rapor, STAR sisteminin klinik uygulanabilirliğini ve fertilizasyon potansiyelini ortaya koymaktadır. Her ne kadar sonuçlar tek bir vakaya dayansa da, bu çalışma, daha önce tedavi edilemez olarak kabul edilen infertilite olgularında biyolojik babalık şansını artırabilecek yeni bir dönemin habercisi niteliğindedir. Devam eden geniş ölçekli klinik çalışmalar, bu teknolojinin tekrarlanabilirliğini, etkinliğini ve uzun dönem sonuçlarını daha net biçimde ortaya koyacaktır. STAR sistemi, üreme tıbbında yapay zekânın dönüştürücü gücünü gözler önüne seren çarpıcı bir örnek olarak değerlendirilmektedir. Kaynakça Suryawanshi H, Gemmell LC, Morgan S, Koustas G, Prosser RW, Fu R, Forman EJ, Williams Z. First clinical pregnancy following AI-based microfluidic sperm detection and recovery in non-obstructive azoospermia. The Lancet. 2025;406:2213–2214. Published online October 31, 2025. doi:10.1016/S0140-6736(25)01623-X.   Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim Anasayfa Hakkımda Basında Sertifikalar Makaleler Hasta Bilgilendirme Hasta Görüşleri İletişim

Azoospermide İlk Klinik Gebelik  Read More »